google-site-verification: google601c61c448c195d7.html Fincan Teyze: Mayıs 2012

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Bu hafta yokum!

Bu hafta çok yoğun olacağım ve bloğumla ilgilenemeyeceğim.

Haftaya görüşmek dileğiyle.

Sevgiler.

24 Mayıs 2012 Perşembe

Un Kurabiyesi

Un kurabiyesinin pudra şekeri serpilmiş son halinin fotoğrafı yok,
en son fırından çıkacağı zaman ki fotoğrafı var.

Çok güzel planlamıştım. Yanına da neskafe yapacaktım. Kahveyi hangi fincana, kurabiyeleri hangi tabağa koyacağıma bile karar vermiştim. Ama ne yazık ki yetişemedim. Burada onu ihbar etmeyeceğim, o kendini biliyor ;)

Afiyet bal şeker olsun, bir daha yaparım. Bu kurabiyeler aslında annemin Beypazarı gezisi için yapıldı. Birkaç tanede ayırdım hem fotoğrafını çekerim hem de çocuklar tadına bakar diye ama çok güzel göründüğü için dayanamamışlar, yemişler...

Benim "gurme" oğlum bile iki tane yemiş ;)

Malzemesi
9 kahve fincanı un
1 paket margarin
6 yemek kaşığı pudra şekeri
1 paket vanilya

Üzeri için
Pudra şekeri

Hazırlanışı

Tüm malzeme karıştırarak ele yapışmayan, kulak memesi kıvamında, yumuşak bir hamur yoğurulur. Yalnız hepimizin kullandığı fincanlar farklı olabilir. O nedenle 7-8 fincan un koyarsınız gerisini hamurun kıvamına göre yavaş yavaş eklersiniz. Çok sert yoğurmayın, yumuşak olacak. Un kurabiyesine kabartma tozu özellikle koymuyorum. İçindeki pudra şekeri gözünüze az gelebilir ama üzerine bolca pudra şekeri koyacağımız için kendini dengeleyecek. Yine de çok şekerli sevenler pudra şekerini bir miktar arttırabilir.


Küçük küçük yuvarlanır.
Ben büyüklüğünü ceviz kadar yaptım. Lokmalık...
Yağsız* tepsiye dizilir ve 180 derecede pişirilir.

Haydi fırına... 
 Çok kızarmayacak, hafif sararacak, hemen alacağız fırından...
Üzerine pudra şekeri serpilir bolca...
zaman tutmadım bir dahaki sefere hem saat tutarım hem de daha detaylı fotoğraflarım. 


Afiyet olsun...

* Püf noktası: Margarin kullandığım hiçbir şeyde tepsinin altını yağlamıyorum. Özellikle un kurabiyesinde tepsinin altını yağlarsanız kurabiyeleriniz yayılır.


Bu tarifi "75. Porselen Demlik Çay Etkinliğine" ev sahipliği yapan birdilimdus'e gönderiyorum.
Kolay gelsin...


23 Mayıs 2012 Çarşamba

Mayalı Poğaça (Emine'nin Tarifi)


Hafta sonu annem arkadaşlarıyla Beypazarına gezmeye gitti.
Ben de onlara yolda atıştırsınlar diye poğaça yaptım.
Kuzey doğduğundan beri hamur işlerini ya
o uyurken yapıyorum ya da onunla birlikte...
Bu da gece yarısı poğaçalarından biri...
Gece 23.30 civarı oğlum uyudu.
İki tepsi poğaça, bir tepsi un kurabiyesi, derken şurayı topla burayı topla, sabah 04.00 olmuş.

Malzemesi  (yaklaşık 32-36 poğaça)
2 yumurta ( bir tanesinin sarısı üzeri için ayrılacak)
1,5 su bardağı süt
1 paket margarin (oda sıcaklığında)
1-1,5 yaş maya
4 yemek kaşığı şeker
2 tatlı kaşığı tuz
Aldığı kadar un

İç Malzemesi
Lor peyniri
İsteğe bağlı her şey konulabilir (zeytinde çok yakışıyor).

Hazırlanışı
Öncelikle süt biraz ısıtılarak ılık hale getirilir.  Süt, şeker ve maya konularak yaklaşık 45 dakika- bir saat kadar üstü örtülerek ılık bir yerde mayalandırılır.

Diğer malzemeler de katılarak, kulak memesi kıvamında yumuşak bir hamur elde ediyoruz. Küçük parçalar alarak içine iç malzemesini koyuyoruz ve istediğimiz şekilde şekillendirebiliriz. Ben yuvarlak yaptım.




Tepside bir yarım saat mayalanırsa çok daha yumuşak poğaçalar oluyor.

Üzerine yumurta sarısı sürerek 200 derece fırında pişiriyoruz.

Yumurta sarısına bir kaşık zeytinyağı katarak üzerine sürerseniz daha koyu renk ve üstü sert poğaçalarınız olur. Ben ikisinide denedim seçim sizin...


Zeytinyağ-yumurta sarısı karışımı


Sadece yumurta sarısı

Bence sadece yumurta sarısı sürülenler daha güzel ve yumuşacık olmuştu.


Afiyet olsun...

Tarif için Sevgili Emine'ye tekrar teşekkür ederim. En sevdiğim poğaça tarifi diyebilirim.
Bizim evde bu poğaçanın adı "Emine'nin Poğaçası"  ;)


Bu tarifi "75. Porselen Demlik Çay Etkinliğine" ev sahipliği yapan birdilimdus.e gönderiyorum.
Kolay gelsin.

22 Mayıs 2012 Salı

Ay Çöreği


Uzun süredir çocuklar ay çöreği istiyordu.
Bu hafta sonu yapma fırsatım oldu.

Malzemesi

Hamuru için
3 bardak un
2 yumurta (birinin sarısı üeri için ayrılacak)
1 paket yaş maya (42 gr.),
150 gr. margarin
1 kahve fincanı süt
2 yemek kaşığı pudra şekeri
1 limon kabuğu rendesi

İç harcı için
1 su bardağı ceviz
1 su bardağı şeker
6 yemek kaşığı bayat ekmek ya da tuzsuz galeta (robotta çekilecek un kıvamında olacak)
4 yemek kaşığı üzüm
2 tatlı kaşığı tarçın (ben 1,5 kaşık kullandım)
1 kahve fincanı süt (sütü hamurun içine koyacağımız zaman ekleyelim yoksa sulanıyor)

Hazırlanışı
Süt içinde mayayı eritiyoruz. Daha sonra tüm malzemeleri katarak kulak memesi kıvamında yumuşak bir hamur elde ediyoruz. Kullandığımız fincan ve yumurtaların boyutunun farklı olması nedeniyle unu eksik gelebilir. Azar azar un ekleyerek ele yapışmayan yumuşak bir hamur elde ediyoruz. Üzerini örterek ılık bir yerde yaklaşık 45 dakika - bir saat mayalandırıyoruz.


İç harcı için süt hariç tüm malzemeyi karıştırıyoruz. Sütü en son harcı hamurun içine koyacağımızda ekleyip, karıştıracağız. 
Ben kalan ekmekleri kurutup ya da fırınlatyıp robottan geçiriyorum. Dolapta muhafaza ediyorum. Köfte yaparkende bu ekmekleri kullanıyorum. Ay çöreğinin iç malzemesi içinde ondan kullandım. Siz ekmeği fırınlayıp, robottan geçirebilirsiniz. Taze ekmek olmayacak yoksa hamur olur. Galetada olur ama mutlaka tuzsuz olsun. Normal galeta konulduğunda tuz tadını alıyorsunuz. Ben ekmekle olanın daha lezzetli olduğunu düşünüyorum seçim sizin.


Mayalanan  hamuru ikiye bölelim iki tepsi için. Bu ölçülerle yaklaşık 25-30 ay çöreğimiz olacak. Cevizden daha büyük ayırdığımız parçaları güzelce yuvarlıyoruz ve 10-15 cm çapında açıyoruz. Bu aşamada ben hepsini açtım masaya dizdim. İç harcını hepsine paylaştırdım ve rulo yapıp uçlarını aşağya doğru kıvırarak, ay şeklini verdim. Böylece bazısı az bazısı çok olmadı ve iç malzemenin hepsini kullanmış oldum.






Üzerine ayırdığımız yumurta sarısını sürerek 180-200 derecede pişirdim.

Afiyet olsun.



Bu tarifi "75. Porselen Demlik Çay Etkinliğine" ev sahipliği yapan birdilimdus.e gönderiyorum.
Kolay gelsin.

11 Mayıs 2012 Cuma

Yer mi, yemez mi?


Daha önce de oğlumun yemek seçtiğini anlatmıştım.
Hiç bir zaman yesin diye zorlamadım ama o yemediği zaman kendimi çok kötü hissediyorum. Tipik annelik vesveselerim başlıyor.

Yemediği şey için başka alternatifler üret denildi. Mesela havuç, yemekte yemez, çorbasını yemez, konulduğu yemeği bilir sanki... Onu dene, bunu dene...
Havucu bir tek kekin içinde yiyor. Havuçlu keke ceviz, tarçın, hindistan cevizi falan filan derken ne kadar havuç kalıyorsa....
Gerçi çocukların damak tadı bizden kuvvetliymiş. Bizlerin zamanla -çok sıcak, çok soğuk derken- tatma duyumuz biraz körelirmiş. Yani evde bir "gurme" var. Belki inanmayacaksınız ama annanesinin yaptığı yemekle benim yaptığımı ayırt ediyor. Ben de annemden öğrendim, aynı malzemeyi koyuyoruz aynı şekilde pişiriyoruz ama "el lezzeti" derler ya o farklı demek ki!

Havuç yemese ne olur? Belki hiçbir şey olmaz ama benim listem bununla bitmiyor ki...
Sebze çorbasına nazlanır, çorbanın içinde kıyma olursa ve ağzına gelirse o çorbanın işi bitti... Yayla çorbası, tatlı tarhana, kırmızı mercimek, yeşil mercimek yer, sıkıysa bunların içine de farklı birşey at bakalım yiyor mu?

Et kesinlikle yenecek birşey değil zaten. Yemeklerin içinde olursa "ok nannane , et ok" (yok annane, et yok), eti yenmez. Tavuğun tadını bilmiyoruz zaten ağzımıza bile almıyoruz. Köfteye binbir naz... Köftede öyle yağda kızarmayacak, sert olmayacak, sos, salça olmayacak, et tadını saklayacak kadar baharatı olacak ama fazla olmayacak. Ya mangalda olacak ya da değişik usulde pişecek.

Sonra köftelerin boyutu küçüldü "misket köfte" oldu. Öyle olunca hoşuna gitti küçük beyin çorbaların içinde falan kıymayı tükürüyordu. Köfte küçülünce hoşuna gitti. Yalnız köfte, çorbanın içinde pişmeyecek, ayrı pişecek. Tavada az yağda sotelenen minik köfteler çorbayla servis yapılırsa yenilebilir. Çok pişirip kurutursanız yemez yalnız.

Sevgili annanemiz, yeni şeyler uyduruyor, değişik denemeler yapıyor. Annanesine sadece yemesi yetmiyor, paşamın bir de keyif alması gerekiyor.

Etli Kabak Dolması, bütün kış neredeyse her hafta pişirdi. Neymiş efendim, küçük bey onu sevmiş. Bol kıymalı pişiyor ki, kırmızı et ihtiyacımızın bir kısmını ondan karşılayalım. Gerçi kıymayla kalmıyor; kabak, pirinç, dereotu, maydanoz, domates, soğan, baharatlar derken çok besleyici oluyor. Düdüklüde pişiyor ki vitamin kaybı az olsun...

Peynir, sert koyun peyniri olacak. Onu da yemiyordu da, sağolsun annem peyniri de şekilden şekile sokarak alıştırdı.

Zeytin, küçük olacak, az tuzlu olacak, sele zeytini olacak; çok etli, yumuşak olursa ağza bile alınmaz.

Yumurtanın sarısı hiç yenmez, beyazı da sadece parkta piknik yaparken yenir.

Kahvaltı için annanesinin özel formülleri var. Kahvaltı sofrasına meyve koymak, özel kahvaltı karışımları hazırlamak, özel sunumlar, süslü tabaklar gibi...

Biz bir tek haftasonu onunla kahvaltı edebiliyoruz. Bana  zaten olmadık binbir naz... Hafta içi yediklerini de yemiyor benimle. Sabah kalkıyor "anne kek, süt", onlarla kahvaltı edecekmiş. Baktı, işine gelmedi, annane krizimiz tutuyor.

Balık için savaş çıkar. Bir tek Aysun kendi usulünde pişirecek Ada ile ikisine de yedirecek, belki o zaman yer. Çorbası, kızartması, buğulaması, tavada-fırında, hamsi, istavrit, somon, mezgit, lüfer... hiç fark etmez. YENMEZ... (hepsi denenmiştir).

Salata, yeşillik yenmez. Domatesin kabuğu soyulursa yer. Salatalığı sever.

Ne yer Kuzey?
Paşama tatlı olsun. Öyle bütün tatlılarda değil, sütlü tatlılar, özellikle de "sütlaç". Meyveye hiç hayır diyemiyor. O da ekşi falan olursa yemez.
Ispanağa sesi çıkmaz. Pilav, makarna sever. Patates, kızartma olursa yer. Yoğurt  şekerlenirse yer. Barbunya, kuru fasülye, nohut gönlü olursa yer, bunlar ilk aklıma gelenler.

Çocukları yemeye nasıl ikna edersin ki! Mutlaka hepimizin bunlarla baş etmek için değişik yöntemleri ve tarifleri vardır.

Ayrı bir platformda bunlarıda paylaşmalıyız...
Bu konudan bu kadar muzdarip olan ben, bir etkinlik planlıyorum. Yakında duyurusunu yapacağım.

Sevgiyle kalın...

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Ödül Yağıyor... -Versatile Blogger Award-

Blog dünyasının birbirini tanımasına sağlayan etkinliklerden biri olarak görüyorum bu ödüllleri ve beni bu ödüle layık gören mazes, paşasofram, simgelitatlar, pastaeli, balyanağınhikayesi ve annelikokulum arkadaşlarıma gönülden teşekkür ediyorum...
Ama bu öyle sıradan ödüllerden değil... Aldım-bitti hiç değil. Bir sürü formalitesi/kuralları var.


1. Siz de 11 arkadaşınıza vereceksiniz bu ödülü.
Bu ödülü almayan 11 kişi bulabileceğimi hiç sanmıyorum. Benim tanıdığım ödül almayan kimse kalmadı neredeyse... Bu nedenle, bloğu izleyen ve ödülü almayan herkese diyelim. Özellikle de Yonca Demirel'e gönderiyorum.

2. Ödül aldıklarını bloglarına gidip haber vermeniz gerekiyor.
Bir önceki talimatta bu işi de hallettim ;))

3. Kendimizle ilgili 7 gerçek paylaşıyoruz.

- Hayatta en değerli şeyim "oğlum". Benim için Dünya onun etrafında dönüyor.
- Tanımadığım bütün insanları severim ama tanıdıklarım arasında seçiciyim ;)
- Hayatın adil olduğunu hiç düşünmedim. Onun için de kendimle ve çevremle barışığımdır.
- Kimsenin kimseye bir şey yapmadığına, kim ne yaparsa kendine yapacağına inanırım.
- Neşeli bir yapım vardır. Eğlenmeyi/eğlendirmeyi bilirim ve severim.
- İnatçıyımdır. Pire için yorgan yakarım.
- Bardağı taşıran son noktaya kadar sabrederim. SON NOKTA(!)

4. Size ödül veren kişiye teşekkür edin.

En kolayı bu, gönülden teşekkürler arkadaşlar...

http://mazesinyemekleri.blogspot.com/2012/05/ilk-odulum.html

http://pasasofram.blogspot.com/2012/05/cok-yonlu-blogger-odulu.html

http://simgelitatlar.blogspot.com/2012/05/cok-yonlu-blogger-odulum.html

http://pastaeli.blogspot.com/2012/05/ilk-odulumu-aldim.html

http://www.annelikokulum.com/2012/05/versatile-blogger-odulunu-aldm.html

http://balyanaginhikayesi.blogspot.com/2012/05/odullendim-ve-belki-sana-da-bir-odulum.html#comment-form

Ayrıca bu ödülü başlatan Fake Neuron'a da teşekkürler...

5. Versatile Blogger Ödül fotosunu blogunuza ekliyorsunuz
tamamdır...


Görev tamamlanmıştır... Eğlenceli bir şeymiş, sevdim.
Burada siz alkışlıyorsunuz, ben de tebrikleri kabul edeceğim ;)

4 Mayıs 2012 Cuma

Su Böreği Tadında Küçük Börekler


O sofranın tarifleri...
Bu börekleri Pınar Sedef Ünal'ın bloğunda gördüm. Deneyeyim dedim.
Tarif için teşekkürler...

Malzemeler
6 adet yufka
2 su bardağı süt
2 su bardağı yoğurt
1 su bardağı sıvı yağ

İçi için:
500 gr lor peyniri (Orjinalinde 300 gr lor peyniri  ve 500 gr tam yağlı beyaz peynirde vardı ben sadece lor peyniri kullandım)
Yarım demet maydanoz

Üzeri için:
2 yumurta sarısı
2 yemek kaşığı süt (orjinal tarifte yoğurt kullanılmış)
2 yemek kaşığı sıvı yağ

Hazırlanışı
Öncelikle 2 su bardağı sütü, yoğurdu ve 1 su bardağı sıvı yağı karıştırarak iç sosumuzu hazırlıyoruz.

Başka bir kasede peyniri ve ince doğranmış maydanozları karıştıralım.

Birinci yufkayı serip bol sos sürelim, üzerine ikinci kat yufkayı da serip yine sosu sürelim. Yufkayı 12 eşit parçaya bölelim. 

Her bir parçanın içine peynirli iç harcından koyup sigara böreği saralım.

Böreklerimizin bir tepsiye dizelim. Tepsiye dizerken mümkün olduğunca birbirine değmeyecek şekilde yerleştirelim ki yapışmasın. Böreklerin birbirine yapışmaması için her sırada araya streç film koyabilirsiniz. Böreklerin üzerine bir şey sürülmeyecek. Güzelce streçlenecek ve orjinal tarifte buzdolabı diyordu ben buzluğa koydum.

Orjinal tarifte en az 24 saat mümkünse 2 gün buzdolabında  bekletmeyi öneriliyordu. Yaklaşık 18-20 saat beklettim. Ama buzlukta olursa uzun süre de muhafaza edebilirsiniz.


Börekleri pişireceğiniz zaman buzdolabından çıkarıp direk yağlı kağıt serilmiş tapsiye veya yağlanmış tepsiye dizelim. Buzu çözülmeden dizdim.

Üzerine yumurta sarısı, süt ve sıvı yağ karışımını fırçayla sürerek, önceden ısıtılmış fırında 200 derece (orjinalinde 180 derece  ısıtılmış fırında pişirilmiş) pişirdim. Pınar Sedef Ünal, eğer çıtır yemek istiyorsanız fırından çıktığında soğumadan, su böreği gibi yumuşak istiyorsanız soğuduğunda yemenizi tavsiye ediyor.

Ben de çok beğendim. Önerisine katılıyorum...
 
Tabii ki yanında başka şeylerde vardı. Daha önceden tarifini yayınladığım Mantar Salatası... yine aynı sofranın lezzetleri...
Az daha unutuyordum.
 Münire Abla'nın getirdiği zeytinyağlı yaprak sarmasınıda unutmamak gerek...
Ellerinize sağlık...
Ben de böyle dik pişiriyorum. Onunda tarifini yakında vereceğim.

Yanına tatlı olarak Muhallebili Kadayıf Tatlısı enfes...
Hala aynı sofradayız.

Afiyet Olsun.

Bu tarif  Porselen Demlik Çay Saati etkinliği için PaSaSofraM' a gidiyor...

Kolay gelsin...

3 Mayıs 2012 Perşembe

Japon Güneşi


Haftasonu misafirlerimiz vardı. Bu sofranın fotoğrafını çekemedim.
Kalabalıktık o curcunada unuttum.
Cumartesi gününün lezzetlerini ayrı ayrı yazacağım bende...
O sofradan...
Annem Portakal Ağacı'nın sayfasında görmüş bu tarifi...
Sunum olarak çok şık olduğuna karar verdik ve denedik.
Hakikaten çok da lezzetli oldu.
Tarifte küçük değişiklikler yaptık sadece...
Bu da bizim Japon Güneşimiz... 

Malzemesi
1 kg mantar, küp doğranmış
2 adet patlıcan
3 adet yufka
Sarımsaklı yoğurt
(Orjinali et ile yapılmış, ben et kullanmadım)

Hazırlanışı
Önce mantarları limonlu suda biraz bekletiyoruz ve güzelce yıkıyoruz. Üst kısımlarını iri iri, alt kısımlarını ince ince (bu kısımları daha geç pişiyor) doğruyoruz.

Bir tencereye alıyoruz, yağ ve su koymuyoruz. Mantarlar önce harlı ateşte suyunu salıyor  sonra altını kısıyoruz. Kendi suyunu çekiyor. Bir damla sıvıyağ koyup azıcık daha kavuruyoruz.

Patlıcanları küp küp doğrayıp tuzda bekletiyoruz ve sıvıyağda kızartıyoruz.

Yufkaları 16 parçaya keselim ve aralarına herhangi bir şey sürmeden bir pipet yardımıyla saralım. Uçlarını yumurta sarısı (orjinalinde suyla ıslatılıyor)sürdüm.



Zorlanırsanız, küçük ellerden yardım isteyin.
Sonra minik parmakları yeyin ;)
Ben öyle yaptım..


Mutfaktaki en büyük yardımcım, kameralardan/paparazzilerden hoşlanmıyor.


İçi boş sigara böreklerimizi sıvıyağda kızartıyoruz.

Servis tabağına önce mantarları sonra üzerine patlıcanları yayıyoruz. Sigara böreklerimizi üzerine dizerek ortasına sarımsaklı yoğurt dökerek servise hazırlıyoruz.


Orjinal tarif için tık tık...

Bu tarif  Porselen Demlik Çay Saati etkinliği için PaSaSofraM' a gidiyor...

Afiyet Olsun...

Kuzey-Ada'lı Bir Gün

Hiç bu kadar uzun ara vermemiştim.
Yazacak o kadar çok şey var ki!
Hepsi taslak halinde bekliyor.
Benim üzerimde de acayip bir tembellik...

Bir yerden başlamak lazım.
Pazartesiden başlayalım o en güzeliydi.
Bizim hasretimiz bitti.
Ada geldi...
Bu iki yaramazla felekten bir gün çalalım dedik.
Önce Hayvanat Bahçesi...
Hayvanat Bahçesinin girişlerini ücretsiz yapmışlar, iyi de olmuş.
Maymunlar, kuşlar, balıklar derken hepimiz çok eğlendik.
En hızlı gezimizdi çünkü bizimkiler bütün hayvanat bahçesini koşarak gezdiler.
Ufak kazalarda oldu. Önde koşan, önüne bakmıyor, arkasına bakarak koşuyor ;)
Çok fotoğrafları yok, sürekli hareket halinde oluca çekemedim, çektiklerimde puslu...

O heyecanları görülmeye değerdi.
Kafeslerin başında bir heyecanlanıyorlar, hayvanları taklit etmeler falan...


Sevgili Dayımızı (Efe) da unutmamak gerek...
İkisi de tepesinden inmedi.
Birinin "küçük dadısı", diğerinin "minik amcası", benim de "canım kardeşim"...
Sayesinde Aysun'la biz çok rahat ettik ;)

Eee, acıktık ve yorulduk.
Tabii ki, istikamet TİGEM...
Bence Ankara'da çocuklu aileler için çok ideal bir yer...
Gerçi haftasonları çok kalabalık oluyormuş.
Biz hiç haftasonu gitmediğimiz için bilemiyorum.



Yemeklerimiz hazırlanıncaya kadar biraz oynadık.
Sonra doğru bahçeye...
Önce yemeklerini yediler, ayranlarını içtiler.
Sonrada hiç durmadan koştular.
Efe ile top oynadılar, kovaladılar, kaçtılar... biz de çaylarımızı alıp keyif yaptık.

Düştüler, kalktılar...
İkisi bir arada olunca yaptıkları şeyden daha bir keyif alıyorlar sanki...


Bunlar benim aşklarım...
Bizim derdimiz biter mi? Dondurma krizimiz tuttu.
Atatürk Orman Çiftliği Dondurmasının tadına baktı çocuklar...
Sonra da uykumuz geldi. Eve kadar sabredemediler.
Arabada uyuyacaklarmış.
Öyle de oldu, yolun yarısında ikisi de iptal ;)

Evde önce Ada uyandı. Biraz birlikte oynadık. Sonra Kuzey kalktı.
Oyun hamurlarıyla resim yaptılar. Çok keyiflilerdi.


Resim yapmak çok ciddi bir iş...



Dua ediyorum ki, "dostlukları daim olsun".